Korkalım: Aşktan Değil Aşksız İnsanlardan
2016'nın sabrımızı son sınamaları... Moraller bozuk... Sabır taşları çatlamak üzere. Can sıkıntısıyla bilgisayarımı gözden geçirirken 2014 yılında yazdığım bir yazıma rast geldim. İronik bir dille ama bir arkadaşıma yaptığı yanlıştan dolayı başka bir arkadaşıma duyduğum sinirle ve kırgınlıkla yazmışım. Hiçbir değişiklik yapmadan yalnızca görsel eklentilerle yayınlıyorum. İki sene de geçse fikirlerimin hâlâ da arkasındayım çünkü.
Öyle uzun zaman oldu ki aşka dair yazmayalı. Düşünmediğimden değil, elim gitmediğinden. Aşka dair söz söylemek istemeyişimden. Hali hazırda söylenmiş binlerce söz, yazılmış yüzlerce şey, söylenegelmiş onca destan var ne de olsa. Ama... Aşk deyince herkes susuyor. Bir süt dökmüş kedi endamı, bir ''Aşk da neymiş aa ilk defa duyuyorum böyle bir kelimeyi'' havaları. Ya hu nedir?
Peki ya ne yapar ne eder bu aşksız insanlar? Yani ki bizim sosyal zombilerimiz. Efendim bunlar daha ziyade aşkın zararları ile ilgilidirler. Verem filan olacaklarını zanneder ölesiye kaçarlar ömürleri boyunca. Aşkın bahsine dahi tahammül edemez, sanki dünyayı kurtarmakla yükümlü ikinci bir gizli kimlikleri varmış gibi birden toz olurlar. (Ha tabi gerçekten böyle süper kahramanlar varsa aranızda onlar müstesna, onlara diyecek sözümüz yok görev beklemez. )
Bana kalsa Divan Şiirine olan anlamsız düşmanlığı da buraya bağlarım. Hatta şu an bağladım. Evet. Yalnızca ıstırap veren bir aşk tahayyülüne,'' Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib / Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır'' diyebilen gönül kahramanlarının dizelerine tahammülleri yoktur onların. Sevgiliden gelen her türlü cefaya boyun eğen, her türlü belayı nimet gören bir anlayışın ürünlerine de elbette değil sevgileri, saygıları dahi olamayacaktır. Divan Edebiyatının sahte, mazmunlarla doldurma, ağdalı, karışık, anlamsız, uydurma sözlerden müteşekkil bir canavar hâlini alması kaçınılmaz olacaktır kendilerinin de bir çeşit öcü olduğunun farkına varamamış et ve kemik yığınları için. Zira kelimelerin manasını da bilse de muhteviyatını hissedememiş gönüller anlayamaz bu dizeleri de, bu dizelerin sahiplerini de. Aşkın dilini bilmeyen daha çooook Fransız kalır bize.
Eteğimdeki taşlar öyle birikmiş ki, hepsi beni bir başka mevzuya götürüyor şu an onu anladım. Aslında alakasız değil şimdiye kadar söylediklerimin hiçbiri aşk ile. Zira aşk her yerde, ve her şeyden aşk'tan. Peki ya neden korkuyor insanlar bu kadar aşk'a tutulmaktan? Selvi Boylum Al Yazmalım desem herkesin aklında ''Sevgi neydi, sevgi emekti.'' cümlesi bir güzel yankılanır diye umut ediyorum. Öyle de zira. Cefasına katlan(a)madığın şeye boşuna aşk ismini koyma. Git de kirletme aşkın adını. Kemiklerini sızlatma aşkla ölen yiğitlerin. Nedir sahi bu umarsız tasasız bir mutluluğu yaşama isteği. Keyif yapmaya gelmedik biz bu dünyaya. Ham geldiğin bu yerden pişmeden yanmadan ayrılırsan ne anlamı kalır dünyadaki günlerinin. Ufacık pervane kadar olamayana veyl olsun. Onun kalbi ne kadarcık ki atar kendini ateşe. Sahi kardeş hiç düşünmez misin? Senin kalbin ne kadar cömert diye? Her insanın kalbinin büyüklüğü kendi yumruğuyla aynı ölçüdedir derler. İnanmam. Nice insanlar bilirim ki yumruğu taşı parçalar, amma ki kalbi ömrü billah noksan.
Korkalım aşksız insanlardan. Onlar bencildir. Cesaretsizdir. Fanidir. Mutsuz olma korkusuyla köşe bucak kaçarlar aşktan. Kaçarlar kaçmasına ama yerin yedi kat altına saklanmaları gerekirken utançtan, onlar ayan beyan gezinirler gün ışığında. Fani sıfatına sığdırmışlardır kendilerini. Ölümsüzlük nedir hayalini bile kuramazlar. Zira tıkamışlardır kulaklarını o bilindik sedaya:
''Ölen hayvan imiş,
Âşıklar ölmez.''






2016 son günleri olmasına rağmen halen sinirlerimi bozuyor , inşallah 2017 güzel geçer ^^
YanıtlaSilWalking dead benzetmen çok yerindeydi ,eline sağlık :D
Geç oldu biraz ama inşallah bu sene güzel geçer :) Teşekkür ederim ayrıca :)
Sil