Tutunamayanlar'a: ANSİKLOPEDİDEN DÜŞERKEN
Üniversite yıllarımda bir ödevim için yazdığım inceleme metnini bırakıyorum senede bir kez ziyaret ettiğim zavallı bloguma.
Selim Işık ve tüm Tutunamayanlar'a saygıyla...
Ansiklopediden Düşerken
Tutunamayanlar
romanı boyunca şarkı, biyografi, otobiyografi, ansiklopedi, tiyatro, ilmihal
gibi pek çok farklı tür kullanıldığını biliyoruz, bu türlerin kurguya nasıl bir
katkıda bulunduğu ise elbette “türe” göre değişiklik gösteriyor. Tüm bu türler
içinde kullanımıyla varlığını en çok hissettiren ve gösteren ansiklopedi
türüdür diyebiliriz. Ansiklopedik söyleyiş romanın bütününü göz önünde
bulundurduğumuzda hem çok manidar hem de çok işlevseldir ancak, elbette anlatıcı
bunu söz konusu insan yaşam(lar)ında ansiklopedinin aslında ne kadar da
işlevsiz ve çoğu zaman gülünç bir metin olduğunu göstererek kullanmıştır.
Ansiklopedinin
kabaca ne olduğunu düşündüğümüzde kendi içlerinde belirli sistemleri olan, her
çeşitten konuyu içine alabilen, en bilinen yönüyle tanım veren ve tanım
vermekle de yetinmeyip yazıldığı zamana kadar var olagelmiş bilgiyi de aktarmaya
çalışan genellikle birkaç ciltten oluşan kitaplar zihnimizde belirir. Bu “bilgi
hazinesi kitaplar” ortaya çıktıkları andan itibaren ne yazsalar doğru
söyledikleri kabul edilen temel başvuru kitaplarıdır. Ne kadar detaylı bilgi
verseler de yüzeysel kalmaktan kaçamazlar ve genel geçerdirler. Objektif
oldukları sanılsa bile tek taraflıdırlar ve çoğulcu değildirler. Ülkeleri,
milletleri, meslekleri, insanları, cinsiyetleri, toplumsal rolleri ve daha
nicelerini yani adı konulmuş hemen her şeyi tanımlar, tarif eder hatta
kategorize eder. İşte tam da burada roman içinde nasıl “işlev kazandığını”
örnekleyerek kurgudaki yerini anlamaya çalışabiliriz.
Selim kendi
hayatını yazar ve bunu da şarkı türünü kullanarak yapar ancak bunun peşine
Süleyman Kargı’dan şarkılarına açıklamalar yazmasını ister. Ancak biliyoruz ki
bu açıklamaları Süleyman Kargı değil Selim yine kendisi yazmıştır. Selim’in
şarkılarla anlatmak istediği hayatı, ansiklopedik izahın –ki romanda başlı
başına izah kavramının kendisiyle de alay edilir- gülünçlüğüne çarparak
anlamını kaybetmeye, basitleşmeye aslında değersizleşmeye başlar. Bu durum
Selim’in tutunamayan oluşunu özetler gibidir çünkü onun bir şarkı gibi yaşamaya
çalıştığı hayatını değersizleştirip anlamsız kılan toplumda yaşar vaziyette
olan ansiklopedik tanımların ta kendisidir. Nasıl “adam gibi olunacağı”, Türk
olunacağı, Cumhuriyet çocuğu olunacağı, inanan olunacağı, kazanan olunacağı
evvelden tanımlanmıştır ve Selim bu tanımların içine doğar ve içinde büyür,
ancak tanımlara uyamadıkça da tutunamaz. Selim de hayatını yazmaya çalıştığı
metinlerde yeniden tecrübe eder; yazdığı bir metni diğer bir metinle mahveder,
gülünç duruma düşürür çünkü yaşarken kendi başına gelen de bu metinsel mahvoluştan
ve eğreti durmaktan çok farklı değildir. Kendince, yapabildiğince, elinden
geldiğince yaşar ama tanımları karşılamadığı için gerek babasının gerek
öğretmenin gerekse de arkadaşlarının gözünde gülünç duruma düşer. Bu sebeple
şarkı ve ansiklopedi gibi bir araya gelse bile birbiriyle bütünleşemeyecek iki
türün birbiriyle bu kadar ilişkiye girmesi bu “garip durumu” çağrıştırması
bakımından kurguya tematik olarak hizmet etmiştir diyebiliriz.
Bunun yanı sıra aynı şarkı-ansiklopedik yorum örneği üzerinde yazarın talep ettiği yeni bir edebi metin arzusunun varlığını da inkar edemeyiz. Gerek toplumsal gerek siyasal beklentileri karşılayabilmek kaygısıyla edebiyat üretmenin de aslında ne kadar anlamsız ve değersiz bir uğraş olduğunu; asıl eğreti ve komik olanın bu beklentilerin kendisi olduğunu da söyleyebiliriz. Böylelikle ansiklopedik söyleyişlerin metin içinde toplumun tüm bu gülünç tanımlamaları ve beklentileriyle alay ederken aslında ne kadar işlevsel olduğunu da görmüş oluruz.



Yorumlar
Yorum Gönder