Sevgili Dostum, Ezeli Düşmanım


Siz bayım..
Siz diyorum, zira siz ve ben düşündüğünüz kadar yakın değiliz.
Yaklaşık iki aydır uykularımı bölüyorsunuz ve siz gelesiye kadar rüya olan o anlar sizin belirmenizle cehennemden ödünç alınmış kabuslara evriliveriyor. Evet, sizi görmekten hep korktum ben uykumda. Korktum, çünkü tahammül edemiyordum.
Orda da diyordum size, gitmenizi.
Sizi görmek istemediğimi.
Evime uzanan merdivenleri çıkarken içimden size lanetler yağdırmayı alışkanlık edindiğimi.
Oysa siz anlamamakta ısrar ediyor, hâlâ bana yakınlık ima ediyor, kollarınızı açıyordunuz.
Yo, hayır.
DNA dizilimimizde birbirine bağlanmış kromozomlardan başka paylaştığımız hiçbir şey yok sizinle.
Bu kadar yakınımda olduğunuz halde bu kadar uzak düşmemiz de benim kabahatim değil üstelik.
Babamın babası olmanız beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
Babam babasızdır benim için zira.
Çok küçükken yetim kalmıştır.
Hepsi sizden.
Sizden.
Ve sizin gözü aç nefsinizden.
Ufacık bir çocuğa babalık yapmayı çok görmenizden.
Dede diye birini hiç tanımadım ben.
Birini tanıdım ama o benim dedem değildi, olmamalıydı.
Başka çocukların dede derken yüzlerinde oluşan ifadeye bakarak vardım bu sonuca çok küçükken.
Benim hayatımda dede kelimesini karşılayan ne bir özne vardı ne de nesne.
Olsa olsa iki kat aşağımızda oturan, alnı ve gözleri babamın alnı ve gözleriyle büyük benzerlik gösteren, ancak kalbi –var mıydı ki?- katiyyen babamınkine benzemeyen, yaşlı, soğuk, mesafeli –ama diğer karısının çocuklarından olan torunlarına tam tersiydi- o olmasa da olur adamdınız benim nazarımda. Ne bir eksik ne bir fazla. Çocukluğumun unutmak istediğim karanlık odası. O odayı boyumdan büyük bir meşaleyle tutuşturmayı ne çok isterdim! Yüzümde ve ellerimde is lekeleri, tarih öncesi mutsuzluğumu bağladığım o “şey” yanarken çocuk gözlerimde ateşlerin dans eden aksi, sevinçle anneme koşardım. Bitti! Kurtulduk işte! 
Yatağımın karşısında bir daha beni beklemeyeceğini bildiğim o öcünün silinen varlığıyla otururdum annemle babamın dizlerinin dibine bu defa. Her zamanki cadılıklarımı yapardım. E çocuktum. Bir kız çocuğu için cadılık yapmaktan daha güzel bir oyun keşfedilmiş miydi sanki?
Süpürgeme atlar uçardım -yani süpürgemin ucunu yedi güzel atın yularına bağlar öyle uçardım- ya geceleri görmezdi insancıklar. Belki uykudaydılar belki tam tersi. Varlıkları da yoklukları da benim için birdi. Ben uçardım. Her defasında aya daha yakından uçtuğuma yemin edebilirdim. Ederdim de. Gözü kara çocuktum ki ben, o zamanlar henüz korkmaya başlamamıştım da yüksekten. Şimdiki gibi korkuluklara sıkı sıkı tutunarak bakmazdım balkondan aşağı. Korkuluk. İyiymiş. Her ne ise. Hiçbir zaman güneşle aram iyi olmadı zaten, belki de aya olan muhabbetimden. Ama anlamıyordum, ay kadar güzel bir şeye "Ay Dede" diyen çocukları. Hepsi aptaldı. Elime bir geçselerdi... Bir güzel akıllarını başlarına getirirdim ben süpürgemle. Bana sorsalar süpürgem bile daha akıllıydı. Ay, dede olur mu hiç? Ay hep oradadır bir kere. Oralarda bir yerde. Dikkatli bakarsanız gündüz de görürsünüz ki! Belki her zaman değil ama… Olsun. Belki de bu yüzden gündüz insanı olamadım ben, olmuyor işte benden. Benden değil ki güneşten. Benden değil, sizden.
Ama gece… Ay benim, ben ayın olmuşumdur. Aksine inandıramazlar beni. Hele bir denesinler.
Boyumun hâlâ babamın belini aşamadığı zamanlardı, güneşin başını alıp gittiği o saatler hani babamla dışarı çıkardık. Ellerim kaybolurdu babamın avuçlarının arasında. Bu avuçların demir dövdüğüne inanamazdım o zamanlar. Ekmeğini demirden çıkarırdı babam, bana aldığı çikolataları, meyve sularını, bir hafta geçmeden kafasını bacağını koparacağım Barbie bebekleri demirden çıkarırdı hep. Bir çeşit sihirdi işte avuçlarından çıkan babamın. Demir kestiği aletlerden ışıklar çıkardı. Tıpkı geceleri gökyüzünü süsleyen benim biricik dostumun ışıkları gibi. Bu yürüyüşlerde hiç önüme bakmazdım ben, hep ona bakardım. Nereye gitsem, o da gelirdi. Hangi sokağa sapsak hep bizimleydi. Ha bazen bulutlar dururdu önüne, onlar da benimle kafa bulacaktı ya tabi bulsunlardı, ama bilirdim ki ay beni terk etmezdi hiç. Oradaydı o. Hep oradaydı. Babamla ben eve girene dek bize göz kulak olduğunu sanırdım. Ayı gördüğüm müddetçe hiç mi hiç korkmazdım.


Dededen ay mı olurmuş hiç?

Dedeyle ay bir olur mu hiç?






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UMUTSUZ İNSAN HAİNDİR

MEÇHUL TBT 1

Tutunamayanlar'a: ANSİKLOPEDİDEN DÜŞERKEN